İDARİ YARGILAMA USULÜNDE SUBJEKTİF DAVA EHLİYETİ
Kamu gücü kişilerin iradelerine ihtiyaç duymadan, kişilerin her türlü hukuki eylemine karşılık idarenin, bütünsel anlamda devletin; kişilerin yaptığı tüm işlem ve eylemlerin yargısal yolla denetlenmesi günümüz modern demokrasilerde kabul edilen bir kuraldır.
Esasında insan haklarına saygılı vatandaşına değer veren bir idareden beklenen, kişinin başvurusu üzerine, hukuka aykırılığını tespit edilen işlemleri geri almak, değiştirmek veya düzeltmektir. Ancak idare yapacağı yargısal denetim sonucunda mahkemenin vereceği iptal kararı sonunda yaptığı işlemin hukuka aykırı olduğuna karar verebilir. Bu yüzden, yargısal denetim yoluna başvurmadan, soruna idari yollardan çözüm aramak, hak ihlaline uğrayan kişiye, zaman kaybettirmesinin yanında, ayrıca açacağı davanın süre aşımı nedeniyle reddedilmesi sonuçlarına dahi neden olabilmektedir.
Ehliyet, genel olarak hukukta, bir hukuk süjesinin haklara sahip olması, haklarını kullanması, vazife, mükellefiyet ve mesuliyetler yüklenebilmesi hali olarak tanımlanmaktadır. Bu tanımdan da görüleceği üzere, hem “hak ehliyeti” hem de “fiil ehliyeti” tanımını barındırmaktadır. Hak ehliyeti, hak ve borçlara sahip olabilme gücüdür. Fiil ehliyeti ise, kişinin kendi davranışlarıyla kendi lehine haklar kazanma veya borçlar yaratabilme iktidarıdır. Yargılama hukukunda, “ehliyet” denilince, iki husus akla gelir. Birincisi bir davada, davacı veya davalı olabilme yani “taraf ehliyetini”, ikincisi bir davayı, davacı veya davalı olarak bizzat veya vekil aracılığıyla takip edebilme, usul işlemlerini gerçekleştirebilme yeteneğini, yani “dava ehliyeti” haiz olabilmektir.
İdari yargıda Subjektif dava ehliyeti; İdari Yargılama Usul Kanunu’nda araran bir ehliyet türüdür. İptal davaları bakımından “menfaat ihlali”, tam yargı davaları bakımından “hak ihlali” şeklinde ortaya konmuştur. Özellikle İptal davalarında davacının ihlal edilen bir menfaatinin, tam yargı davalarında ise ihlal edilen bir hakkının olup olmadığının araştırılması gerekmektedir. İdari Yargılamaya konu gümrük işlemlerini ve bunların iptal edilmesini konu alan dava yolu söz konusu olduğunda “menfaat ihlali” açısından değerlendirme yapılmak durumundadır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usul Kanunu madde İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı 2/1-a’da;
“İdarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları,” şeklinde belirtilmiştir.
İptal davalarının menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılacağı ilgili kanunda açıkça belirtilmiştir. Bu nedenle davanın konusunu oluşturan gümrük işlemleriyle davacının hukuken korunması gereken bir menfaat bağının bulunması gerekir. Burada menfaat bağı denildiğinde ilk akla gelen gümrük işlemleriyle işlemlerin muhatabı arasındaki doğrudan, makul nitelikte bir ilişkinin bulunması anlaşılmaktadır. Bu yüzden gümrük işlemlerine karşı dava açabilecek kişiler bu işlemler nedeniyle hak arama çabası gösteren menfaatleri ihlal edilen kişilerdir. İptal davasıyla işlemin kanuna uygunluğunun denetlenecek olması nedeniyle menfaati ihlal edilen herkes davacı olabilmektedir. Özellikle gümrük işlemlerinden müteselsilen sorumlu tutulan kişiler menfaati ihlal edilenler olarak dava açabileceklerdir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usul Kanunu’nun” İlk inceleme üzerine verilecek karar “ başlıklı 15/1-b maddesinde;
“Danıştay veya idare ve vergi mahkemelerince yukarıdaki maddenin 3 üncü fıkrasında yazılı hususlarda kanuna aykırılık görülürse, 14 üncü maddenin;
a) 3/a bendine göre adli yargının görevli olduğu konularda açılan davaların reddine; idari yargının görevli olduğu konularda ise görevli veya yetkili olmayan mahkemeye açılan davanın görev veya yetki yönünden reddedilerek dava dosyasının görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmesine,
b) 3/c, 3/d ve 3/e bentlerinde yazılı hallerde davanın reddine, karar verilir.” şeklinde belirtilmiştir.
Açılan davalarda davacının davada taraf ve davayı açıp takip edebilme ehliyetinin bulunup bulunmadığı ilgili özelliklere sahip olup olmadığı, menfaat ihlali (sübjektif ehliyet) ilişkisinin bulunup bulunmadığı ilk incelemede araştırılır. Aykırılık bulunması halinde ise davanın reddine karar verilebilmektedir.