İŞ YAŞAMINDA KAYGI BOZUKLUKLARI
Son dönemde en çok karşılaştığım psikolojik problem, yoğun kaygının yol açtığı sıkıntılar oluyor. Aslında çoğu insan gündelik yaşantısında belirli bir dereceye kadar kaygı yaşıyor, ancak bu düzey günlük işlevselliği, kişinin benlik duygusunu veya bir konuya yoğunlaşıp çalışmasını olumsuz etkileyecek düzeye geldiğinde bir bozukluk haline geliyor denebilir.
Belirli düzeyde kaygı hayatımızı devam ettirebilmemiz için oldukça işlevsel bir duygu olmakla birlikte; bizleri tehlikelere karşı tedbir almaya sevk eder ve günlük sorunlarla baş etmemizi sağlar. Ancak ne zaman ki kaygımız bu belirli düzeyi aşar ve artık bir kaygı gerçekliğine geçeriz; işte o noktada işlevselliğimizi yitirir, duruma uygun olmayan yoğun endişe yaşarız ve bu da sağlıklı davranışlar sergilememize engel teşkil eder.
Kaygı bozukluğunun yaygın kaygı bozukluğu, özgül fobi, sosyal fobi, panik bozukluk gibi türleri vardır.
Kaygı bozukluğuna sahip olmak iş yaşamını da oldukça olumsuz etkiler. Örneğin topluluk önünde konuşması gerektiği için iş yerinde yükselmeyi reddeden, panik atak geçireceği endişesiyle sık sık rapor alıp işe gelmeyen, toplu taşıma kullanamadığı için işine, toplantılarına geç kalan ve sonuçta bir iş yerinde uzun süre devam edemeyen pek çok insan bulunur.
Kaygı bozuklukları, odaklanamama, düşük verimlilik, düşük performans, işe devam edememe, uzun süre işsiz kalma gibi etkilerinden dolayı maddi açıdan da büyük maliyet yaratmaktadır. Kaygı bozukluğuna çoğu zaman uyku bozuklukları da eşlik eder. Bu açıdan bakınca işveren açısından da personelin kaygı bozukluğunun tedavisine erişimini desteklemek şirket ve küresel ekonomi için oldukça önem arz etmektedir.
Hayatımızın bu kadar içinde, insana dair olan ve hemen hepimizin kendimizde veya çevremizde en az bir kez karşılaşmış olduğu bu durumun olumsuz etkileriyle baş edebilmek için şirket yöneticilerinin ve personellerinin benimsemesi gereken yaklaşımlar vardır.
Bu yaklaşımlardan ilk ve aslında en önemlisi kaygı bozukluğu ve bunun yol açtığı problemlerin kişinin karakterinin zayıf olmasından veya iradesinin güçsüz olmasından kaynaklanmadığının bilincinde olmaktır. Kaygı bozukluğu tıbbi bir rahatsızlıktır ve tedavisi mümkündür. Bu anlamda çalışanlar ve yöneticiler temel düzeyde ruh sağlığı ve yöneticiler temel düzeyde ruh sağlığı ve hastalıkları hakkında bilgi sahibi olmalı ve farkındalık kazanmalıdır. Şirket kültürü de bu yönde geliştirilmelidir.
Bu ve benzeri sebeplerden kaynaklı olarak veriminin düştüğü gözlemlenen çalışanı psikolojik tedavi almaya yönlendirmek; işten çıkarmaktan daha az maliyetlidir.
Yoğun kaygı yaşayan çalışanların daha sık geribildirime ihtiyaçları olabilir. Düzenli geribildirim vermek ve beklentileri net bir şekilde ifade etmek bu kişilerin endişelerini kontrol altına almasına yardımcı olacaktır.
Kaygı bozukluğu da diğer tüm ruh sağlığı hastalıkları da kalabalık ortamlarda damgalanmaya sebep olabilir. Yönetici pozisyonunda bulunan kişilerin bu damgalanmanın önüne geçmek ve diğer çalışanlara da örnek teşkil edecek şekilde destekleyici tutumu; kaygı bozukluğu yaşayan kişilerin tam performansını ortaya koymasını sağlayacağı gibi çalışan bağlılığını da artıracaktır. Ayrıca yukarıda da bahsetmiş olduğum gibi ekonomik açıdan da uzun vadede şirkete katkısı olacaktır ve bu da herkesin yararına olacaktır.
Sonuç olarak kaygı bozukluğu da kalp hastalığı gibi bir hastalıktır. Tedavisi mümkün olan bu hastalık konusunda bilinçlenmek de hem toplumun bir parçası olarak topluma karşı sorumluluğumuz, hem bağlı bulunduğumuz kurumu daha iyi bir yere getirmek için kurumumuza karşı sorumluluğumuz, hem de çok yakınımızda olup biz veya bir yakınımız da bunu yaşayabileceği için kendimize karşı sorumluluğumuzdur.